Aşk ve cinsel yakınlık, düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla iki insan arasında bir etkileşimdir. Düşüncel (bilişsel) boyut, kendini bir başkasına açma kararını vermektir. Bunlar, geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili duygular, ümitler, değerler, korkular ve savunmalar olabilir. Duygusal boyutta, bir başkasına sevgi duyma, onu koruma, merak etme, düşünme ve ona güvenme, benzerlik ve farklılıklarını keşfetme isteği vardır. Davranışsal boyutta, yakın fiziksel ilişki, dokunma, sarılma, okşama, bakma, gülme ve baş sallama gibi yüz iletişimi, öpme ve cinsel ilişki vardır. Görüldüğü gibi, yakınlık kurmak insanın kendisini, duygu düşünce ve hatta bedenini, iç dünyasını başkasına açmaktır. İlişkiler ve cinsellik insana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatır. Bu kadınlığın ve erkekliğin bir açıdan onaylanmasıdır. Kadın veya erkek, çoğu insan, düzenli paylaşımlı yakın ilişki içinde olmayı ister.

   Cinselliği tanımlamak anormal cinselliği tanımlamak kadar kolay değildir. Akla gelen kelimeler, haz, arzu, üreme, aşk veya yakınlıktır.

   Doğumdan ölüme kadar bir yaşam dürtüsü olarak süren cinsel davranışı tek bir biçime uymaz. İnsanlar cinsel dürtü, güç ve tercih ettikleri cinsel anlatım ve doyum açısından farklıdır. Bireyin toplumdaki ilişkileri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültür ortamı, kadın veya erkek oluşu, yaşı, yaşamı boyunca cinsel deneyimlerini ne kadar geliştirdiği gibi çeşitli etkenler bu farkları belirler. Tedaviyi üstlenen kişinin bu değişkenleri bilmesi, kendi değer yargılarını karşısındakine yüklememesi açısından önemlidir.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Cinsel aksaklıklar birey için haz ve doyum duygusunu kaybetmekten öte bir sıkıntı kaynağıdır. Cinsel sorunlar, insana sevilmeme, terk edilme korkusu, yalnızlık, kendine güvensizlik, kadınlığına ve erkekliğine kötü davranılmış, küçük düşmüş ve gururunun incinmişliği gibi duygular yaşatır. Çift ilişkilerinde, sıcaklık, sevgi, cinsellik, yakınlık ve korunma gibi duygusal doyumlar maddi doyum kaynaklarından çok daha fazla kırgınlığa açık ve risk altındadır. Eskiye göre cinsel sorunlarda azalma veya artma olmadı. Ancak insanlar artık cinselliklerinin önemini daha çok fark etmeye başladılar ve sorunlarını edilgen bir biçimde sürdürme yolunu seçmiyorlar.

   Cinsel işlev bozukluğu, cinsel ilgi veya yanıtın normal alışılagelmiş tarzının sürekli bozulma hali olarak tanımlanabilir. Ancak kişisel sorunların tanımlanmasının çoğunda olduğu gibi, bu tanımada iki eleştirel açıdan bakmakta yarar var. İlk önce, çeşitli zamanlarda ve farklı insanlarla aynı insanın cinsel ilgi ve performans sınırları o kadar geniştir ki, “normal” deyimi, insan cinselliğinde neyin normal sayılacağı sorusunu akla getirir. İkincisi de insanda tedavi gerektirecek bir cinsel sorun olup olmadığı yargısına varmada; kişinin kendisiyle bir cinsel sorunun varlığını algılaması veya eşinin öyle düşünmesi önemlidir. Neyin normal ilişki ve dolayısıyla neyin yetersizlik olarak düşünüldüğü, o iki kişinin beklentisine bağlıdır. Örneğin; kadının orgazm olmama halini bir çift normal görürken, diğer bir çift talep edebilir.

Prof. Dr. Arşaluys Kayır’ın Dergi Yazısından Alıntılanmıştır.